8 Eylül 2013 - 19:30
Kenan Çamurcu ile Hasbial

ABD’nin Suriye’ye müdahalesinin konuşulduğu günlerde, Ortadoğu hakkında önemli bilgi birikime sahip ve ciddi araştırmaları bulunan Sayın Kenan Çamurcu ile zihnimizi aydınlatacak güzel bir röportaj yaptık. Çaba bizden, takdir sizden! Sizleri Kenan Çamurcunun değerlendirmeleri ile baş başa bırakalım.

1-ABD’nin Suriye’ye müdahale sinyalleri gerçekleşir ise Ortadoğu’yu nasıl günler bekliyor?

Tabi bunun adına müdahale dediğimiz zaman biraz hafifliyor, şiddeti azalıyor ama bunun doğrudan bir savaş olduğunu unutmamak lazım. Amerikalılar bu medyatik mesajları önemsiyorlar, o nedenle sınırlı müdahale diyorlar. Yani önce tarif ediyorlar. Dolayısı ile hem Suriyelilerin hem de bölge ülkelerinin, özellikle onlara muhalif olan ülkelerin ve halkların zihninde daha az tepki gösterilebilir bir imaj oluşmasını istiyorlar. O nedenle müdahale diyorlar birde sınırlı müdahale diyorlar; “şöyle bir dokunacağız ve gideceğiz fazla bir işimiz yok” demeye getiriyorlar. “Çok fazla yıkmayacağız, çok fazla tahrip etmeyeceğiz”, mesela Irak gibi olmayacak demek istiyorlar. Bu nedenle ABD’liler böyle diyerek tansiyonu düşürmeye çalıştıkları için mesela İran’ın lideri Ayetullah Hamaney; “ Hayır, bu bir savaştır” dedi. Şimdi Amerikalılar müdahale diye isimlendirmek istiyorlar tansiyonu düşürmek için, ama karşı taraf yani Suriyeliler ve İranlılar,”hayır” dediler “bu bir savaştır”! Savaş dediğin zaman beraberinde akla ne geliyorsa hepsinin düşünülmesi gerekir.

2- Peki ABD’nin Suriye müdahalesine çeşitli şekillerde destek veren Türkiye bu savaştan nasıl etkilenir?

Erdoğan hükumetinin zaten kendine güvenerek bu işin içinde olduğunun kanaatinde değilim. Onlarda işin başında,” biz muharip bir güç bulundurmayacağız” dediler. Yani savaşçı olmayacaklarını söylediler. Suriye’de savaş olsun diyor ama ben gidip savaşmam diyor. ABD ve İngiltere savaşsın bende sınırlarımı kullandırayım demek istiyor. Fakat bu durumda hükumeti kurtarabilecek bir bahane değildir. Bu bir savaş ise savaşın tüm tarafları Suriye tarafından düşman sayılır. Yani ben kurşun atmayacağım diyerek Türkiye kendini kurtaramaz. Bana kalırsa Ankara’da bu tam hesaplanamadı ya da “biz işin içinde değiliz, biz girmeyeceğiz” diyerek Suriye ve İran’ın gözünü boyayacaklarını zannettiler. Böyle bir şey olamaz. İran ve Suriye bu durumu çok açık özetledi. Bu savaşın tüm tarafları cephedir dediler. Bu durum Ankara’da bir paniğe yol açtı. Bu panikten kurtulabilmek için olabildiğince sık ardı ardına açıklamalar yaptılar. Zaten şuan Türkiye 908 km’lik Suriye sınırını teröristlere kullandırması ile savaşın bir tarafı kabul ediliyor. Eğer Suriye şuan Türkiye’ye herhangi bir müdahalede bulunmuyor ise bu saklı hakkını kullanmıyor anlamına gelir. Şuanda Türkiye fiilen Teröristlere sınırı kullandırması ile savaşın tarafıdır. Birde üstüne onları destekliyor. Silah veriyor, kamplar kuruyor. Ceylanpınar’ın diğer tarafında Babul Havva kısmında binlerce terörist kampı var. Orada yetişiyorlar ve Suriye’ye girip masumları katlediyor bu teröristler. Esad katlediyor falan diyorlar, yalan! Güvenlik güçlerinin operasyonları sırasında hayatını kaybeden siviller oluyor doğrudur. Fakat bunun sorumlusu da bu savaşı başlatanlardır yine! Yani bu teröristleri oraya sokan ve onları otobüsler ile taşıyan Türkiye maalesef! Hatay-Antakya hava alanındaki mobese kameralarını kimse göremiyor. Talep edildiği halde hala gösterilmiyor. Neden? Çünkü orada terörist sevkiyatı var. Ne acı ki, Türkiye cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir savaşın cephesi olmadı. En son Türkiye’nin yaptığı savaş Kıbrıs Harekâtıdır. Oradaki Müslüman Türklere yardım amaçlı çıkarma yaptık o kadar. Bunun dışında Türkiye toprakları hiçbir savaşın cephesi olmadı. Ama böyle bir savaş olur ise Türkiye bir cephe olacak. Füzeler düşecek Türkiye topraklarına. Savaş çünkü bu. Suriye, ABD ile nasıl savaşıyor ise Türkiye ile de öyle savaşacak. Başbakan’ın Esad yönetimini devirmek için denemedik yol bırakmaması ve şimdide savaş yolu ile devirmeye çalışması felakettir. Türkiye için bir felakettir. Türkiye’de bir anket yapılsa %90’lık bir kesim böyle bir savaşa karşı çıkar. Fakat ne yazık ki, milli irade söylemini ağzından eksik etmeyen başbakan hiç kimseyi takmıyor. Bu ancak ve ancak Türkiye’ye felaket getirir. Halklar arasında husumet doğurur. Kimin için yapacağız bu savaşı? ABD için değil mi? Çok acı ki, ABD için biz can vereceğiz! Türkiye’nin bu savaştan hiçbir menfaati yok.

3- Mısır’da darbeyi yapan General Sisi’nin, ABD’nin Suriye müdahalesine karşı olduğu söyleniyor. Sisi’nin Amerikan bağlantılı bir general olduğunu bildiğimize göre bu bir çelişki değil mi?

Mısır, Suriye savaşına katılmayacağını söyledi. Fakat Mısır’la ilgili şöyle bir mesele var; Mısır ordusunun görevi İsrail ile süren Mısır ilişkilerini düzenleyen Camp David anlaşmasını korumak. Biz buna Camp David rejimi diyoruz. Bu şu anlama gelir; 1978’de Enver Sedat’ın Cumhurbaşkanlığı döneminde ve aynı zamanda genelkurmay başkanlığıda yapıyordu Enver Sedat, Mısır İsrail ile bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmanın bazı açık ve gizli maddeleri var. Bu anlaşmaya göre ABD, Mısır’a yılda 3 milyar dolar para yardımı yaparak buradaki İsrail’i koruyup kollama görevini verdi. Buna dayanarak diyebiliriz ki, Mısır ordusunun görevi İsrail’i korumaktır. Mursi, Erdoğan ile birlikte Suriye diye bir misyon icat edince yani asli görevini bırakıp başka bir görev icat edince onu alaşağı ettiler. Çünkü Suriye işine bulaşması Mısır’ın asli görevini yerine getirmesine mani olabilecek bir şeydi. Mursi zannetti ki, biz bu Suriye işinde bir ön alırsak ve orada Esad’ı devirip bir İhvan hükumeti kurar isek bu batınında hoşuna gider. Öyle değildi hâlbuki. Batılılar ve ABD’liler hiçbir zaman Mısır’ın misyonunu riske atmazlar. Tıpkı bugün Suriye savaşına Mısır’ın karışmadığı gibi… Bunu biz hiçbir zaman Suriye’nin hayrına bir şey olarak düşünmemeliyiz. Mısır ordusu kendi görevini yapıyor. Hiçbir yere bulaşmadan sadece İsrail ile ilişkilere bakar. Mısır’ın Camp David’den yana tek görevi budur. Mesela Sisi biz İsrail ile anlaşmayı tanımıyoruz dedi mi? Hayır! Bunu Mursi’de söylemedi. Hatta tam tersine Mursi iktidara geldiği ilk haftalarda İsrail ile barış anlaşması imzalayan Enver Sedat’ın oğluna babasının anısını onurlandıran bir ödül verdi. Yani ben Camp David düzenine bağlıyım ve bu düzeni koruyup kollayacağıma söz veriyorum demek istedi. Yani Mısır ordusu Suriye savaşına karışmayacağım diyerek kendi görevini yerine getiriyor. Fakat bu söylemdeki kurnazlık kendi içindeki Nasırcıları ve Arap Milliyetçilerini de memnun etmiş oluyor. Yani bir taşla iki kuş vurmuş oluyor.

4- Mısır’a geçecek olur isek. Muhammed Mursi’ye iktidarın yolunu General Tantavi açtı. Fakat Mursi’yi iktidardan düşüren General Sisi oldu. İkisi de aynı ordunun generali. Bu durumu nasıl yorumlayabiliriz?

Öncelikle iki darbenin ortak özelliğini tespit etmemiz gerek. Şimdi Mısır’da Ocak 2011’de halk hareketi yani Tahrir hareketi başladığı zaman bu iradenin Mübarek’e karşı duruşunun nereye gidebileceği tam olarak kestirilememesi nedeni ile Amerikancı General Tantavi hemen Mübarek’i görevden aldı. Tantavi aslında bir tür darbe yaptı. Ama darbeyi Mübarek’e karşı yapmadı aslında. Tahrir iradesine karşı yaptı. Çünkü Tahrir’de toplanan kalabalığın Mısır’ı nereye götüreceğini kestiremediler. Tantavi görevi Mübarek’ten aldı ve aylarca görevde kaldı. Tahrir kalabalığı bu sebeple orduya karşı da eylemler yaptı. İşin başka bir tarafa gittiği hissedildiği an apar topar seçimler yapıldı. Daha geç tarihte yapılacak olan seçimleri öne aldılar ve hemen Mursi’yi seçtirdiler. Sisi’nin yaptığına bakın. Yine Tahrir meydana çıktı Mursi’ye karşı. Tahrir’in iradesi anti- emperyalist bir irade… Yani Mursi’ye itiraz ediyor ama aynı zamanda Camp David düzenine de itiraz ediyor, Amerika’ya da itiraz ediyor. Bu iradenin Mursi’yi devirdiği zaman neye yol açacağını çok kestiremedikleri bir anda Mursi’ye darbe yapıyorlar. Darbenin muhatabı Mursi değil aslında, Tahrir! Böylelikle Tahrir’in mili bir hükumet kurma ihtimali ortadan kalktı. Tahrir’dekiler de bunu söyledi zaten. “ Biz zaten Mursi’yi devirecektik, niye ordu meydana çıktı” diyorlar. Ordu ise tıpkı Mursi döneminde olduğu gibi Camp David düzenine sadık kaldı,Amerikalılar ile ilişkileri bozmadan devam etti. Şimdi bu darbe nasıl meşru olabilir. Ama Mursi ile karşılaştırıldığında gayri meşru değil bu darbe, Tahrir ile karşılaştırıldığında gayri meşru. Mursi’nin uyguladığı politika ile bugün Sisi’nin uyguladığı politika farklı çizgide değil ki. Aynı politik çizgideler, aynı mecradalar. Böyle bakıldığı zaman bu darbeyi, Mısır’ın küresel sisteme entegresi için yapılmış bir girişim olarak görebiliriz. Sisi ve Tantavi’nin yaptığı darbelerde buydu zaten. Bu yapılan darbeler kime karşı yapıldı? Tabi ki Tahrir’de toplanan anti-emperyalist iradeye… Eğer Mursi ve taraftarları İhvan buna karşı olsaydılar gider Tahrir’e katılırlardı zaten. Ne Mursi, ne İhvan Tahrir’de ki eylemlere katılmadı. Sonuna kadar beklediler ve emin olduktan sonra sahaya indiler. Mesela seçimler bu söylediğimizi doğrulayan en büyük kanıttır. Mısır’da eğer bir devrim oldu ise ve kendisini devrimin lideri, sözcüsü olarak gören kişi Mursi; 53 Milyon seçmeden 5 Milyon mu oy alır? Veya bir devrim ülkesinde seçime katılım %25’mi olur? Yani 53 Milyon seçmenin 25 milyonu katıldı seçimlere ve ilk turda Mursi’nin aldığı oy 5 milyon! Mübarek’in generalinin aldığı oy da yine 5 milyon. Aralarında 200 bin oy fark var sadece. Yani tüm bunlar bile bize Mısır’da neler olduğunu söyleyebilir.

5- Mezheplere nasıl bakmalıyız? Mezheplerin varlığı gerekli midir, yoksa İslam içinde ayrılık çıkaran gruplaşmalardan ibaret yapılar mıdır?

Mezhep bir ekoldür. Felsefede nasıl ekoller varsa, bakış açıları yönünden farklılıklar var ise dini anlamanın yöntemleri arasında da metodoloji farklılıkları var. Mezhep dediğimiz şey bundan ibarettir. Yani mezhep bir sosyoloji demek değildir veya toplum demek değildir. Bir Müslüman toplumun içinde insanlar toplumsal ve hukuki sorunları çözer iken belli metodolojiler takip ederler. Mezhep bundan ibaret bir şeydir. Ama bizde mezhep anlayışını maalesef dine dönüştüğü için yani din ve mezhep aynı şey olarak algılandığı için mezhep dendiğinde dinlerden bahsediyoruz. Bu yanlıştır, batıldır!

6- Birde hak mezhep şeklinde söylemler var. Hak mezhep veya batıl mezhep var mıdır? Hak mezhep ne demektir? Böyle bir şey olabilir mi? Neye göre hak?

Yani saçma sapandır onlar. Bu tip söylemlerin dinde asla yeri yoktur.